Köşe Yazıları

Biz bize yeter miyiz ?

 

Kelime bilinirliğinde liste başına çıkan Corona  haftalarca diğer ülkeleri gezdikten sonra bizim  kapımızı çalıp resmi olarak giriş yapmasıyla  farklı sloganlar kullanılmaya başlandı. İçerik olarak en hoşuma gideni #bizbizeyeteriz Türkiye oldu. İnsanın bir şeyi beğenmesi yeterli olmuyor, ifade etmek kolay ama gerçekleştirmek o kadar kolay olmuyor bazen. Biz bize gerçekten yeter miyiz ! Yoksa , biz birbirimizi mi yeriz ! Bu vatanın en küçük bölgesinde bile yaşananları izleyip özet  çıkardığımızda genel neden-sonuç ilişkilerine rahatlıkla ulaşabiliyorsunuz , çünkü yok birbirimizden farkımız biz Türkiye Cumhuriyeti vatandaşıyız.

Şile de yaşama durumunda olduğumdan  içinde bulunduğumuz günleri de bölgemizden değerlendiriyorum,  35.000 nüfuslu hala yerleşik köy düzeninin sürdüğü bir ilçe olmasının yanında 20 milyonluk İstanbul un da bir parçası bölgeden  sesleniyorum. İşimize hangisi uygun geliyorsa ona göre küçük kasabayız ya da büyük  İstanbul un parçasıyız, kıyafetimizi duruma göre seçme gibi seçenekleri olan bir yer Şile . Her ne kadar mimari açıdan dile getirse de sayın profesör Doğan Kuban “ İstanbul bitmez ama Türkiye’yi İstanbul bitirecek…”  derken bizleri de ayrı tutmadı bu düşüncesinde. Bu günlerde virüs haritasına baktığımızda istanbul’un Türkiye olduğu gerçeği  bir kez daha acıyla suratımıza patladı. Yaşananlar hepimizin gözleri önünde, herkes ( bazı rantçılar hariç ) bu sürecin bir an önce bitmesi için can atıyor. Umutlanıyoruz, kaygılanıyoruz, takdir ediyoruz, eleştiriyoruz ama en çok yaptığımız ise hep birilerini suçlamak oluyor. Cehalet vurgusu ön plana çıkıyor, kalitesiz işlerden bahsediliyor, insanlar aşağlanıyor ve hep aynı kesim suçlanıyor. Pabuç pahalı insanlar daha çabuk öfkeleniyor artık , kolay değil hataların ucunda ölüm var . Peki hep aynı adreslerin gösterilmesinde Nasrettin hoca aklınıza gelmiyor mu ?

“ hırsızın hiç mi suçu yok ! “

Bu topu attığımız suçlular , pandemi öncesi de bu ülkenin vatandaşları değiller miydi ? Bugün ayıpladığımız, öfkelendiğimiz   eylemler yine aynı insanlar tarafından yapılmıyor muydu ? Kaldırımlara, yaya geçitlerine ,engelli alanlarına araç park edenler aynı kişiler değil miydi? Bilinçsiz su tüketimi yapanlar, çevreyi, doğayı hiçe sayanlar ,zarar verenler onlar değil miydi? Kadına, hayvana, her türlü canlıya şiddet uygulayanlar içimizden insanlar değiller miydi? Hafta sonları Şile yi çekilmez hale getirenler farklı insanlar mıydı? Dükkanının çöpünü sokaklara atanlar, caddeleri sigara izmaritleri, sakızlarla dolduranlar bizden insanlar değiller miydi? İşini ahlakıyla ,  belgeleriyle yapan esnafın yanı başında kaçak ticaret yapanlar, bunları görmeyenler bizler değil miyiz? Her fırsatta biz öznesiyle  başlayıp ben fiili ile bitirenler farklı insanlar mı? Apaçi diye aşağıladığımız, mangal yakıyor, içki içiyor diye hakaret ettiklerimiz bu ülkenin vatandaşları değil mi? Rant uğruna vatandaşı dolandıran simsarlar bizden değiller mi ? Haksız kazanç , haksız otorite sahiplenenler , üç maymunu oynayanlar bu toplumun parçası değiller mi? Ucu bize dokunmadıkça izlemiyor muyuz? Bizden olanlar hata yapınca susmuyor muyuz? İtiraz eden olursa itibarsızlaştırmıyor muyuz?

Eşitlik ölüm korkusu gelince mi akla geliyor, adalet bireysel mi ? Doğrular,yanlışlar, kanunlar bireysel mi? Kendi kendine hiç bir şey düzelmez. Bugün evde kalmama sebeplerinin başında insanların  kimseye inanmamaya başlaması geliyor . Artık taraf olduğuna, taraf olmak zorunda olduğuna bile inanmıyor insanlar. Bir toplumun başına gelebilecek en kötü şey inanç kaybı ve güvensizlik. Bu ortam da hep suçlu aramaya iter insanları , halbuki suçlunun hepimiz olduğunu unuturuz. Dünya tarihine bakarak fazlasıyla olan  örnekleri görmek mümkün . Dün göz yumduğumuz aykırılılıklar bugün kuralsızlıkların kaynağı olarak karşımıza çıkıyor. Bu millet her yıl virüs salgını, her yıl sokağa çıkma yasağı yaşamıyor. Kimsenin tecrübesi yok , karar mercileri bu tecrübesizliği vatandaşa hissettirdiği an soru işaretleri çoğalıyor, bunun üstüne bir de suçlu vatandaş ilan edilirse bombayı ateşlemiş oluyoruz. Paylaşılan görüntülerdeki insanlarla konuştuğunuzu düşünün , evet abi haklısın, kusura bakma mı diyecekler, ben cahilim, ben aptalım mı cevabı verecekler, en kolayını yapıyoruz vatandaş bu, seçimde oy atan da bu, bağış yapan da bu, tarlada ,fabrikada çalışan da bu, holding sahibi de bu ve seçmen de bu vatandaş. Aşağılayarak neyi çözdüğümüzü birisi anlatsın şapka çıkaracağım. Toplumsal sorunları cehalete bağlamak zihin tembelliğinden başka bir şey değil. Bu toplumun hepsinden sosyal psikoloji, kitleler psikolojisi okumuş olmasını mı bekliyoruz  ? Bu yüzden kurumlar, örgütler ve farklı meslek kolları , birlikler oluşuyor.  Resmi hep kendi penceremizden bakarak çiziyoruz, resmin dışına çıkmayı tercih etmiyoruz çünkü tepkilerimizi asıl muhataplara değil de daha güçsüz olan kesime yöneterek kolaya kaçıyoruz. Bu mu “ biz bize yeteriz” sloganı altında birleşen Türkiye. Böyle ileri gideceğimizi, sorunları çözeceğimizi mi sanıyoruz! Ayrı  gemilerde aynı sulardayız, böyle giderse filikalarda birbirimizi yiyeceğiz.

Herkesin dilinde dünya eskisi gibi olmayacak, farklı düzen olacak, her şey değişecek gibi söylemler var. Haklılar da artık dünyada çok şey değişecek . Peki Türkiye de neler olacak, İstanbul da Şile de neler değişecek. Aynı kaosa devam edecek miyiz ? Türkiye yi biraz tanıyorsam , biz de hayat eskisinden daha kaos halde sürecektir. Değişim yaşandıkça olacaktır ve bu da ciddi bir süreç alacaktır. Avantajlı bölgeler olacaktır , bunlardan birinin de Şile olması muhtemel. Muhtemel diyorum çünkü şu #bizbizeyeteriz sloganını gerçek anlamıyla kullanırsak başarıya ulaşırız. Küçüklüğümüz, hala kentleşmemiş olmamız, hala köylere, tarım alanlarına, ormanlara sahip olmamız avantajımız olacak . Bunlar bugün de elimizde olan fırsatlardı yarın ne farkı olacak diyenler olabilir. Bunları kaybedersek o zaman Şile yi de kaybederiz , fark bu… Yerel yaşama dönmek zorundayız, kendi çemberimizi oluşturmak ,bu çemberin içinde üretip tüketmeliyiz. Kendimize yetecek yaşam uzak değil ama bunun bir bedeli var, çalışmak-çalışmak-çalışmak. 35.000 nüfusu olan Şile nin Corona döneminde ki nüfusunun  70-80 bin civarında olduğu söyleniyor. Şile belirli bir kesimin sadece konfor ve güven alanı olarak gelişecekse beraberinde emperyalist düzenin getireceği tüketim ihtiyaçlarını da getirecektir. O zaman İstanbul un değerlerlerini kaybetmiş ilçelerinden hiçbir farkı olmayacak avantajlarını, farklılıklarını hızla kaybedecektir.  Artık kent planlamasını yapmak, stratejileri hazırlamak, izlenecek yola karar vermek eskisinden daha önemli hale geldi. Turizm kasabası mı olacaksın,balıkçı kasabası  mı, metropolün bir parçası mı  ? yoksa başka bir tercih mi , hangisi doğru Şile için bunların artık masaya yatırılması gerekiyor.

Şile ve benzer bölgeler kendi kurallarlarını, uygulamalar kitaplarını yazmalılar. Önceki hatalardan ders alıp Corona öncesi ve Corona sonrasını iyi analiz etmek zorundayız. Bunların gerçekleşmesi için olmazsa olmazımız da bizim bize gerçekten yetiyor olmamızdır. Bunun ilk adımları da şu günleri minumum zararla atlatmamızdan geçer, gücü olmayanları, aklı ,eğitimi senin gibi olmayanları yerin dibine sokmakla, bunları eğlence malzemesine çevirmekle değil, kendi apartmanında,köyünde,mahallende kime ,neye nasıl destek oluruma zaman harcayalım. Empatiye hiç bu kadar çok ihtiyaç olmamıştı. Beğenmediğiniz işleri yapanlar kuryeler, şöförler, temizlikçiler, çöpçüler, işçi takımı diye görmediklerimiz şu dönem bizler evde kalırken bizim için çalışıyor,çalıştırılıyorlar. Yarın bu günler geçtiğinde tekrar düşün o sigarayı ,çöpü attığın sokağı temizleyen çöpçünün bugün senin için neler göze aldığını, hizmetini beğenmediğin kuryeyi, kasiyeri yarın unutma. Sokağa çıkma yasağında cola, bisküvi alanları tartışmaya devam edersen biz bize asla yetmeyeceğiz, biz onlara yeteceğiz… Cola alan amcaya kızanların en çok saldırılan ürünün sigara olduğunu görmek istememesi de traji komik bir durum. Bağımlılık böyle bir şey işte !

12 Nisan Pazar gününü 13 Nisan Pazartesiye bağlayan gece 0:00 itibariyle aksi bir açıklama olmazsa  sokağa çıkma yasağı bitecek ,  sosyal medyada felaket senaryoları yayılmasıyla kaygıları tavan yapmış  vatandaşın , cola ,bisküvi alanların bu yasağın kalkmasını  #evdekal günleri bitti şeklinde anlama ihtimalleri yüksek. Havaların ısınmasının da etkisiyle çok ciddi sıkıntılar oluşabilir. 10 gün sonra da ramazan ayı başlıyor.  Her yazımda ve sohbetimde bahsettiklerimi tekrarlayacağım. Şartlar ne olursa olsun doğru iletişimi, doğru koordinasyonu sağlamadıkça siyaseti başrolden almadıkça sorunlar bizleri hep takip edecek. Bu günler de geçecek… Sevgiyle, sağlıklı  kalın

 

İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

nineteen + eleven =

Göz Atın
Kapalı
Başa dön tuşu
Kapalı